Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.
Sayın Kanaryaseverler;
Elimde bir kanaryam var ki dostlar başına!.. Mümkün olsaydı da hepiniz görebilseydiniz bu dünyalar tatlısını... Bu sezon, bir erkek, iki dişi kanaryamdan 23 yavru almış, yavruların 8''ini bedavaya, diğerlerini 5''er milyona vermiş, annelerle babaları da yok pahasına satmıştım. Hatta işim gereği, elimde hiç kanarya bırakmayıp kanaryacılığa nokta koyma durumum ortaya çıkmıştı da son andaki gelişmelerle 34 günlükken ders çalışmaya başlayan, erkek bir kanarya yavrusunu kendime ayırmış ve kanarya sevgimi sürdürme fırsatı bulmuştum, iyiki bulmuşum. Yoksa, şu andaki yavrumu nasıl tanırdım?
15 Nisan 2005 doğumlu, ağırlığınca altın önerseler vermeyeceğim yeşil renkli, erkek yavrumu nasıl anlatsam? Nasıl olursa olsun, anlatayım da kanaryanın bilmediğimiz yönlerini birlikte öğrenip paylaşalım ve sizler benden daha da başarılı eğitilmiş kanaryalar üretin, yetiştirin. Hoş, belki de sizin de benimkine benzer mükemmel eğitilmiş kanaryalarınız vardır da anlatmıyor olabilirsiniz.
Hemen hemen her gün evin içine salıyorum, ama gazete serili üç yerden başka yerde dolaşmıyor; dolayısıyla kakalarını da gazeteye yapıyor. Elime, yüzüme, burnuma, kafama, ayağıma, omuzuma, kısacası vücudumun her yerine hiç çekinmeden konuyor, bıyıklarımı, saçlarımı, el ve ayaklarımdaki kıllarımı gagalıyor. Akıllara zarar ötüşleri olan, inanılmaz geveze bu yavrum, karşıma geçip ya da dizime konup ötüşlerine başlıyor ve 50 dakikanın altına düştüğüne hiç rastlamadığım, genellikle bir saatin üstünde süren ötüşlerine devam ediyor; karnı acıkınca kafese girip yemlerini yiyor; sonra en fazla sevdiği yer olan kafama konup, dakikalarca orada gagalama oyunlarıyla oyalanıyor ve bir süre sonra gene bitmez konserlerinden bir yenisine merhaba diyor, derken gün boyunca ortalığı inletip, evin içine müthiş bir neşe salıyor. Ötüş eğitimi için, evde bulunmadığım zamanlarda da sürekli dinlettiğim müziklerin işe yaradığı kuşumdan açıkca belli. Mozart''ın senfonileri dahil, dinlemediği müzik türü ( arabesk hariç ) yok denebilir.
Omuzunuza konup, yanağınızı gagalaması, bıyıklarınızı yolmaya çalışması ve kafanızın tam üstünde babasının çöplüğüymüş gibi oturmasını bir görmelisiniz... Karakterini öğrendim, ne zaman, ne yapacağını, hangi olaylara nasıl tepkiler vereceğini biliyorum. Örneğin, gagasına bir veya iki santim kalana kadar yaklaşıp, öpücük yaptığımda gagasıyla dudağımı gagalayıp öpüşüyoruz. Mesela, cep telefonuyla veya normal telefonla konuşmaya başlayınca hemen başıma konuyor; bu nedenle bazen sahte konuşmalarla istediğim anda kafama konmasını sağlayabiliyorum. Burada yazıyla anlatamayacağım bir ses çıkarmamla da kafama konmasını sağlayabiliyorum.
Yıllarını kanaryaya vermiş insanların bu anlattıklarıma gayet normal bir olaymış gibi tepkiler aldığımdan, kayıtsız kalıp, nasıl bu duruma geldi benzeri sorular sormamalarından anlıyorum ki bana inanmıyorlar. Büyük olasılıkla sizler de inanmayacaksınız; 45 günlük olana kadar kardeşlerinden ayırmadım, bir gün bile kendim beslemedim dersem inanacaklarınız bile inanmayacaktır, ama inanın. Kanaryanın, muhabbet kuşlarından bile daha insana yaklaşan bir canlı olduğunu, inanılmaz zeki olduğunu bu kuştan öğrendim. Burada anlatılamayacak kadar bazı olaylar var ki, müthiş zeki bir canlıymış bu kanarya... Kanaryamın yaşadığı konum da muhteşem sayılabilir. Evim 7. katta, çevre binaların hepsine yukarıdan bakıyor, balkonun hemen yanındaki 1.5 metre yüksekliğindeki vitrinin üstünde olduğundan, balkonda güvercinlerden geçilmediğinden ve tüm yaz boyunca balkona her gün güvercinler için sular bıraktığımdan, yavrumun akrabaları sürekli camın öte yanından eksik olmuyorlar. Bu konum da onun şansı elbette...
Kanaryamı öylesine seviyorum ki bana dünya şampiyonu bir başka kanaryayı verseler, üstüne de yavrumun ağırlığınca altın ödemeyi teklif etseler, inanın vermem. O benim için çok değerli.. Her ay birisine girdiği en iyisinden iki kafesi, bazen oynadığı ve akşamları üzerinde uyuduğu salıncağı, her türden bir sürü banyoluğu, yemliği ve sayısız aksesuarı var ve mükemmel besliyorum. Kendi yaşamıma o kadar özen göstersem, onun gibi düzenli ve hesaplı yemeklerle beslensem, büyük olasılıkla 90-100 yaşından önce Adem babayla cennette kadeh tokuşturmaya gitmem sanıyorum.
Kanarya işte böyle bir canlı... Köpeğe lafım yok, ama bir kedi bile insana bu kadar yaklaşıp, kendini böylesine sevdirmez sanıyorum. Çünkü, bilirsiniz kediler istediğiniz zaman değilde, kendi istedikleri zaman sevilmelerine izin verirler.
Bu güzel hayvanların, güzel insanlarla nice mutlu yarınları göreceğine inanarak, çağdaş, aydın ve kültürlü kanaryaseverlerin de, kendi çocukları kadar sevebildiği böyle kanaryalar edinmelerini diler , sevgi ve saygılarımı sunarım.